NATO’NUN ÜCRETLİ ASKERLERİNİN SURİYE VE IRAK CİHAD’I (!?) ÜZERİNE – Muhammed Hüseyin Seyfullah

Muhammed Hüseyin Seyfullah

Yazarın şu ana kadar yazılmış 2 makalesi bulunuyor.
  • 30 Ocak 2015
  • 5.307 kez görüntülendi.

10951908_948438051833221_1280929636_n

Süfyâni İslam’ın müntesipleri, Suriye ve Irak’ta faaliyet gösteren NATO etiketli tekfirci grupların saldırılarını cihad ve fetih olarak lanse etmeye çalışmaktadırlar. Süfyânî Tâğûtlar ABD ve NATO destekli tekfirci akımların Ortadoğu’da icra ettikleri yağma, katliam ve vahşetlerini sözüm ona İslamî bir mantıkla izah etmeye çalışarak, yapılan katliamları ve vahşetleri İslam Dünyasına cihat ve fetih şeklinde göstermeye uğraşmaktadır. Süfyânîlerin, Irak ve Suriye toprakları üzerindeki tekfirci çetelerinin yaptıkları istilalarının fetih olduğunu iddia etmeleri komediden başka bir şey değildir. Kur’an-ı Kerîm’in Nasr süresinde mealen; Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman insanların fevc fevc İslam’a girdiklerinden bahsedilerek, bu durumda da inananlardan Allah’ı hamd ile tesbih etmesi istenmektedir. Fakat ne hikmetse tekfircilerin Suriye ve Irak topraklarında ele geçirdikleri bölgelerde insanların, bırakın fevc fevc İslam’a girmelerini onların büyük bir korku ve panikle NATO’nun istilacı çetelerinden kaçarak yerlerini yurtlarını terk ettiklerine şahit olmaktayız. Hâlbuki İsrail’in 2006 yılındaki Lübnan saldırısı ile Gazze topraklarına yönelik saldırılarında, binlerce şehit ve on binlerce binanın enkazına rağmen, milyonlarca insan caddelere dökülüp Hizbullah ve Hamas’ın zaferini kutlamışlardı. Süfyâni Tâğûtlara bunlardan hangisinin fetih olduğunu sormak lazım; acaba Nato tandanslı tekfircilerin istilaları mı? Yoksa Öz Muhammedi İslam’ın müntesiplerinin İsrail’i serseme çeviren mücadelesi mi?

Tevbe süresi 12. Ayet çok açık bir şekilde küfrün önderleri ile savaşılması gerektiğini belirttiği halde İslam Dünyasında faaliyet gösteren tekfirci çeteler küfrün önderlerinden aldıkları para, silah ve imkânlarla mazlum halkları katletmektedirler. Dünya halklarına küfür, fitne, fesat, fücur, şirk ve zulüm yayan ABD ve yandaşlarını hedef almayan bir cihad, cihad olabilir mi? Neden yapılan cihad, küfrün önderleri olan ABD, NATO ve İsrail’i değil de Ortadoğu’daki mazlum halklara karşı yapılmaktadır? Bakara Sûresi 190. Ayette “Sizinle savaşanlarla, siz Allah yolunda savaşın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez.” diye buyrulmaktadır. Şimdiye kadar İslam dünyasıyla savaşan ve savaş halinde olan güçler kimlerdir: Suriye ve Irak mı? Yoksa ABD ve İsrail mi? Sadece Afganistan ve Irak’ı işgal ederek milyonlarca insanı katleden, keyfi olarak camileri havaya uçuran, kadınların iffeti ile oynayan, çuvallarla Kur’an’ı Kerim yakan ve bunları protesto eden on binlerin üzerine yaylım ateşi açarak yüzlercesini hunharca şehit eden ABD ve NATO mudur yoksa Suriye ve Irak mıdır? Bu durumda Bakara Suresi 190. Ayete göre kiminle savaşılmalıdır. Hiçbir zaman Müslümanlara savaş açmayan Suriye ve Irakla mı, yoksa sürekli olarak İslam ile savaşan ABD ve yandaşlarıyla mı?

Tekfircilerin silah üretecek fabrikaları, para basacak bankaları, mal ve hizmet üretecek sanayileri yoktur. Peki, hal böyle iken milyar dolarlara, tanklara, füzelere, üniformalara, gelişmiş silahlara, omuzdan havaya atılan füzelere nasıl sahip olmuşlardır. Koskoca iki ülke toprakları üzerinde onlarca şehir ve yüzlerce kasabayı nasıl işgal edebilmektedirler. Elbette bütün bu imkânları en büyük destekçileri olan ABD ve NATO’dan elde etmektedirler. Bu durumda küfrün imamları olan Tâğûtlardan para ve silah alarak Müslüman halklarla savaşanlar Nisa Sûresi 76. Ayetin kapsamı içerisine girmiş olmazlar mı? “İman edenler Allah yolunda savaşırlar, küfredenler ise Tâğût yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostları ile savaşın. Şüphesiz ki şeytanın hilesi zayıftır.” Bu ayet bize Tâğût için savaşanların Müslüman olmayacağını çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Dünyanın en büyük Tâğûtî güçleri olan ABD ve NATO’nun isteği doğrultusunda İslam coğrafyasının yangın yerine çevrilmesini ve İsrail’in rahat nefes almasını sağlayan bir savaş ancak Tâğût yolunda yapılan bir savaştır ve Kur’an’ın cihad mantığından fersah fersah uzaktır.

Tekfircilerin fiilen yaptıkları eylemler, küfrün önderleri olan ABD ve NATO’nun yaptıkları ile ayniyet arz etmektedir. Hiçbiri yerli olmadıkları halde uzaktan gelerek yerli halkların yurtlarını işgal etmektedirler. Hepsi de işgal ettikleri İslam beldelerinde cami ve türbe gibi İslam’a ait izleri yok etmektedirler. Hem ABD ve İsrail askerleri ve hem de tekfirci çeteler işgal ettikleri yerlerde ataları Firavûn’un yaptığı gibi erkekleri öldürüp kadınlarını sağ bırakmaktadırlar (A’râf/127, 141; Mü’mîn/25). Hepsi de işgal ettikleri yerlerdeki kadınların iffetleri ile oynamaktadırlar. İşgalci ABD’nin yaptığı gibi tekfirci çeteler de işgal ettikleri yerlerin alt yapılarını tahrip edip, ekonomik kaynaklarını sömürerek insan potansiyelini yok ederek “Onlar senden yüz çevirince yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışırlar (Bakara/205)” ayetinin kapsamına girmektedirler.

Süfyânî Tâğûtlar, Nato’nun çetelerinin Suriye ve Irak toprakları üzerinde yaşayan Ezidî, Süryanî, Hıristiyan gibi Gayrî Müslim topluluklarına yönelik katliamlarını, cariye adı altında kadınlarına ve kızlarına el koymalarını, onlardan cizye almalarını fıkhî bir takım delillerle meşrulaştırmaya ve yapılan eylemleri İslam’ın mantığında varmış gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Halbuki Kur’an-ı Kerim’in Mümtehîne Sûresi 8. ayetinde Allahû Teâla Müslümanları, kendileri ile savaşmayan ve kendilerini yurtlarından çıkarmayan kimselere iyilikte bulunmayı ve kendilerine adaletle davranılmasını salık vermektedir. Bu durumda Müslüman halklarla barış içerisinde yan yana yaşayan ve kendileri ile savaşmayan, Müslümanların mallarına ve canlarına göz dikmeyen Gayrî Müslimlerle savaşmak Kur’an’ın mantığına aykırı bir tutumdur. Hz Peygamber’in Medine’de Gayrî Müslimlerle yan yana yaşaması; erkeklerini köle ve kadınlarını cariye yapmaması, onlardan cizye almaması en güzel örnektir. Çünkü Müslüman halklarla barış ortamı içerisinde yaşayan Gayrî Müslimler vatandaş olarak kabul edilirler ve onların emânda olmaları gerekir. Bu emaneti onlara sağlayan İslam’dır, aksi durum İslam’a ihanettir.

Bu çeteler bırakın Gayrî Müslimleri, Müslüman halkları bile hunharca katletmektedirler. İstila ettikleri yerlerde ne canlılar ne de ölüler emânda değildir. Allah’ın peygamberlerinin, Allah Resulü’nun eshâbının ve İslam âlimlerinin türbeleri bu çeteler tarafından imha edilmektedir. Bu çeteler İslam coğrafyasında İslam’a ait hiçbir iz bırakmak istememektedirler. Yine Mümtehine Sûresi 9. ayet “Allah, sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve yurtlarınızdan çıkarılmanıza yardımda bulunan kimselerle dost olmaktan sizi men eder…” şeklinde buyurmaktadır. Bu durumda bizimle dinimiz için savaşan kimlerdir, mazlum halkları yurtlarından söküp çıkaran ve onları katledenler kimlerdir? Yıllardır İslam dünyasına savaş açanlar işgalci ABD ve yandaşları değil midir? Yıllardır mazlum Filistin halkını yurtlarından çıkaran evlerini yıkan, topraklarını işgal eden İsrail değil midir? Bu durumda Kur’an’ın buyruğuna göre bunlarla dost olmak onlardan destek alarak cihad (!) etmek mümkün müdür? Bizi yerimizden yurdumuzdan etmeyen, Müslümanlarla dinleri noktasında savaşmayan Suriye ve Irak ile mi, yoksa aksini yapan ABD ve İsrail ile mi dost olunmalıdır?

Süfyânî Tâğûtların en büyük yalanlarından bir tanesi de ABD ve NATO’nun Ehlî Sünnet ülkelerinin dostu oldukları yalanıdır. Allah’ın ve İslam’ın düşmanları nasıl olur da Sünnî Müslümanların dostu olabilir. Acaba İslam Dünyasındaki ABD yandaşı ülkelerin yöneticilerinin Allah Resûlü’nün Sünnetî Seniyyesi ile ne alakaları vardır. Mazlum Filistin halkına karşı yıllardır İsrail’i destekleyen her türlü parayı ve imkânı kendilerine sağlayan halkı Müslüman olan ülke yönetimlerinin Kur’an ve Sünnet ile alakaları ne olabilir. Allah Resûlü’nün sünneti, Kur’an’ın pratiğidir. Kur’an’ın mantığına karşı olan ve onunla savaşan güçler, Kur’an’ın pratiği olan Sünnet’e dost olabilirler mi? Sünnî ülkelerin yöneticilerinin kendi halklarının inancıyla ve Allah resulünün sünneti ile uzaktan yakından alakaları yoktur. Sadece Müslüman gözükmek suretiyle küfürlerini gizlemektedirler. Süfyâni Tâğûtlar bu yönetimleri Sünnî olarak lanse etmekle en başta Hz Peygamber’e, sonra da Sünnî Müslümanlara hakaret etmektedirler. Sünnî: Resûlullah’ın sünnetine tabi olan kimseye denir. Bu Tâğûtların hangisinin Allah Resûlü’nün sünnetiyle alakası vardır? Küfrün önderleri olan ABD ve NATO’yu dostu ve müttefiki olarak kabul eden güçler, ne Sünnî olabilirler ve ne de insan olabilirler.
“Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.” Nisa/139.

MUHAMMED HÜSEYİN SEYFULLAH

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.