HADİSLER IŞIĞINDA SURİYE OLAYLARI VE SONRASI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME 2 – Muhammed Hüseyin Seyfullah

ehlibeythaber

Yazarın şu ana kadar yazılmış 30950 makalesi bulunuyor.
  • 29 Ağustos 2017
  • 2.469 kez görüntülendi.

Önceki yazımızda Hz. Peygamber’den (sav) rivayet edilen hadisler ışığında Süfyânî fitnesi ve bu fitnenin etkileri hakkında değerlendirmeler yapmıştık. Bu konuyla ilgili yapılan rivayetler doğrultusunda Süfyânî fitnesinin Suriye, Irak ve Arap Yarımadası üzerinde etkili olacağını ve Müslümanların hilafet merkezini tehdit edecek bir düzeye ulaşacağını anlamaktayız. Gerçekte de 2010 yılında Suriye coğrafyası üzerinde başlayan olayların Irak, Yemen ve Arabistan’ı içine alacak şekilde genişlediğini ve bunun yanında İslam Dünyasını hedef alan büyük bir komploya dönüştüğünü gördük. Hz. Peygamber (sav) bu fitneye öncülük eden kişiyi “Süfyânî” şeklinde rivayet ederek, bu kişinin Müslümanlar arasında ortaya çıkacağını; İslam dünyasını idlâl etmeye çalışarak, büyük fitneler ortaya koyacağını bildirmiştir. Rivayetler dikkatli bir şekilde incelendiği zaman Süfyânî fitnesinin; Deccal’in öncülüğündeki küfür dünyası ile İslam dünyası arasında bir nifak perdesi olduğu ve bu fitnenin dünya küfrünü korumaya dönük bir girişim olduğu görülecektir. İslam kılığında ortaya çıkarak hem Müslümanların fikri ve akidevi noktada ifsadı için uğraşan Süfyânî, aynı zamanda İslam dünyasını harabeye çevirmek için gayret sarf etmektedir. Böylece Süfyânî, İslam düşmanı güçlere İslam dünyasını yağmalamaları için daha uygun bir ortam hazırlayacaktır. Süfyânî’nin öncülük ettiği habis güruhlar o kadar vahşi cinayetlere imza atacaklar ki rivayetlere göre kuduz köpekler bile kendisine lanet okuyacaklardır. Böylece önceki yazımızda Süfyânî fitnesinden bahseden rivayetler doğrultusunda gerçekleşmiş olan olayları özetle ifade etmeye çalıştık. Şimdi de aynı rivayetler doğrultusunda Süfyânî fitnesinden sonra gerçekleşeceği söylenen olaylara bir göz atalım.

         Hadislerin verdiği malumatlar ışığında Süfyânî fitnesinin Şuayb b. Salih şeklinde remzedilen komutanın öncülüğünde Şamlılar, Iraklılar ve Horasanlılar tarafından oluşturulan milyonluk ordular tarafından etkisiz hale getirileceği anlaşılmaktadır. Bu savaş sırasında çok farklı cephelerde Horasanî, Haris, Mansur, Haşimî, Temimî, Kâhtânî adıyla remzedilen komutanların da Süfyânî’nin fitnesini önlemek için mücadele edeceği anlatılmaktadır. Bu isimlerle ifade edilen kimselerin İmam Mehdi (as)’ın komutanları olduğu rivayetlerde açıkça belirtilmektedir. Yine bu rivayetlerde Süfyânî’nin etrafında yedi bayrağın, yani yedi ülkenin, olacağı da net bir şekilde ifade edilmiştir. Süfyânî’nin Şam eksenli olarak başlatmış olduğu savaşın 3, 5 veya 7 yıl süreceği, daha sonra etkisini yitirerek Müslümanların galip geleceği yine bu rivayetlerden anlaşılmaktadır. Süfyânî fitnesini önlemek için yapılan savaşlar sırasında Süfyânî’nin ordusundan altı yüz bin kişinin öldürüleceği rivayet edilmiştir . Rivayetlere göre Süfyânî’nin fitnesini ortadan kaldıran İmam Mehdi (as)’ın ordusu önce Şam’a ulaşacak daha sonra oradan Beytü’l-Makdis’i kurtarmak için Kudüs’e yönelecektir. Hz. Peygamber’in (sav) bildirdiği rivayetlerden anlaşılacağı üzere Büyük Deccal, Kudüs’e yönelen İmam Mehdi (as)’ın ordularını engellemek için Filistin topraklarına girecek ve bu coğrafya üzerinde her iki ordu savaşacaktır. Bu savaşlar sırasında Hz. İsa (as)’ın nüzul edeceği ve Deccal’ın ortadan kaldırılacağı noktasında tevatüre yakın ifadeler bulunmaktadır. İslam âlimlerinin birçoğunun yaklaşımına göre Hz. İsa (as)’ın nüzûlunun; onun cismi şahsiyesiyle değil şahsı manevisiyle gerçekleşeceği yönündedir. Önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi Hz. Peygamber (sav), Deccal ile ilgili hadislerinde onun Yahudi olduğu halde askerlerinin Hıristiyan olduğundan bahsetmiştir. Hıristiyanlar, Deccal’in maskesinin düşmesiyle beraber kendisini yalnız bırakacaklar ve hadislerin belirttiği gibi tuzun suda eridiği gibi Deccal’in fitnesi son bulacaktır. Ayrıca bu savaşlar sırasında Şuayb b. Salih ve Haşimî’nin yer yer zafer kazanacağı yer yer ise savaş kaybedecekleri fakat sonuçta zafere ulaşacakları rivayet edilir. İmam Mehdi (as)’ın Şam’a giren ordusundan bazıları, “Türklerin tarafından gelen bir ordu” üzerine gönderilir ve bu ordu hezimete uğratılır . Bu savaşın A’mak (Amik Ovası)’da gerçekleşecek olan çok çetin bir savaş olacağı (Melhame-i Kebir) rivayetlerde zikredilmekle beraber bu ordunun içerisinde Türklerden çok yabancıların olacağı da belirtilmiştir(3) .

Bu savaşlar sırasında Deccal’în taraftarlarının yedi bayraklı fakat İmam Mehdi’nin ordularının ise üç bayraklı(4) olacağı ifade edilmektedir. Adı geçen savaşlar sırasında İmam Mehdi (as)’ın ordusun komutasında ise daha önce Süfyânî’nin ordularıyla savaşırken yenilerek gizlenmek zorunda kalan Haşimî’nin bulunacağı ve bu defa zafere ulaşacağı söylenir(5) . Hadisler; Deccal’in yenilgisinin ardından zamanın halifesinin Şam’a geleceğini, insanların çoğunun orada toplanarak fetihleri tebrik etmek için oraya akın edecekleri anlatılır. 
Rivayetlerden ve olayların gelişim seyrinden bu savaşın İmam Mehdi (as)’dan sonraki halife döneminde gerçekleşeceği anlaşılmaktadır. Ardından zamanın halifesinin Kudüs’e geçerek Beytü’l-Makdis’e gireceği belirtilir. İmam Mehdi (as)’ın ordusunun Beytü’l-Makdis’i kurtarmak için gerçekleştireceği savaş sırasında Deccal’in ordusundan bir milyon insanın öleceği rivayet edilmiştir (Bazı rivayetlerde Kıt’a veya Kat’i coğrafyasının alınışı sırasında bu kadar insanın öleceği rivayet edilir). Ayrıca hadislerde Beytü’l-Makdis’in etrafında kıyamete kadar hakkı savunan bir cemaatin olacağı ve bu cemaatin de İmam Mehdi (as)’ın ordusuna katılacağı ifade edilmiştir(6) . Bunun ardından İmam Mehdi (as)’ın ordusunun kazanmış olduğu bu fetihlerin ardından diğer ülke insanlarının kendi hükümdarlarını zamanın halifesine biat etmeye zorlayacaklarından bahsedilir(7) . Bu savaşların akabinde Beytü’l-Makdis’in kurtarılacağı ve zamanın halifesinin Kudüs’te büyük bir bina inşa ederek Şuayb b. Salih’e burada hükümet etme yetkisini vereceği de bütün rivayetlerde yer almaktadır. Süfyânî fitnesinin ardından Deccal ile yapılan ikinci savaştan sonra bazı rivayetlere göre doğu ve batıda; diğer bazı rivayetlere göreyse kuzey ve güneyde iki kara parçasının batacağı ifade edilmektedir. Bu rivayetlerden anlaşılan Deccal fitnesinin etkisini yitirmesinin akabinde İslam dünyasında köklü değişikliklerin meydana geleceği ve Deccal’in safında yer alan bazı Süfyânî iktidarların son bulacağı anlamını çıkarmak mümkündür. İmam Mehdi’nin bakiyesinin kendisinden sonra küfürle mücadelesinin kırk yıl devam edeceği yönünde tevatüren rivayetler bulunmaktadır(8) . Allah-u alem, bu süre onun Müslümanların arasından ayrıldıktan sonra, kendisinin başlatmış olduğu hareketin kırk yıl boyunca Süfyânîler ve Deccaller ile mücadele edeceği bir zaman dilimidir(9) . Diğer bir yaklaşım ise İmam Mehdi (as)’ın bakiyesinin Deccal fitnesini ortadan kaldırdıktan sonra dünyanın adaletle dolduğu, insanların barış içerisindeki yaşayacakları bir dönem olduğu şeklindedir. Keza rivayetlerde İmam Mehdi (as)’dan sonra kendisinin ashabından olan üç tane halifenin İslam dünyasının başına geçeceği ve onlardan sonra artık dünyada hayır olmayacağı belirtilmektedir(10) .

Rivayetlerde İmam Mehdi (as)’dan sonraki halife Horasanî, ondan sonraki halife Kahtanî ve ondan sonraki halife ise Emiru’l-Usub(11) şeklinde ifade edilmektedir. Hz. Peygamber (sav)’den rivayet edilen hadislerde İmam Mehdi (as)’dan sonraki dönemde hilafete geçeceği söylenen Horasanî ve Kahtânî’nin de mertebe bakımından ondan aşağı olmayacağı rivayet edilmiştir(12) . Süfyânî fitnesinin Horasanî adıyla remzedilen halife döneminde sonlandırılacağı hadislerde verilen bilgilerden anlaşılmaktadır. Bunun yanında adı geçen fetihlerin birçoğunun Kahtânî şeklinde remzedilen komutan eliyle gerçekleşmiş olacağı yine rivayetlerden anlaşılmaktadır. Ayrıca Kahtânî’nin, Horasanî adı verilen halife döneminde onun komutanlarından birisi olduğu anlaşılmaktadır. Horasanî’nin halifelik süresi bazı rivayetlerde otuz yıl diğer bazı rivayetlerde ise kırk yıl şeklinde geçmektedir (Hz. İsa (as) ile birlikte kırk yıl diyen rivayetler de vardır). Kahtânî adı verilen komutanın adının, farklı rivayetlerde Mansur (Nasr) şeklinde olduğu belirtilmektedir(13) . Kendisinin on dört veya yirmi bir yıl Müslümanlara halifelik yapacağı üzerinde durulmaktadır(14) . Hz. Peygamber (sav)’in, İmam Mehdi (as)’dan sonra Müslümanların başına geçecek olan halifelerle ilgili rivayetlerinde, bu halifelerin İmam Mehdi (as)’dan aşağı olmayacakları yönündeki mükerrer ifadeler de çok ilginçtir. Kâhtânî’den sonra başa geçen halife dönemiyle ilgili hadisler ise genelde Müslümanların kendi aralarındaki meselelerle ilgili hadislerdir. Son halife döneminde artık Süfyânî’nin ve Deccal’lerin fitnelerinden artık bahsedilmemektedir. Bundan dolayı Deccal’in bakiyesinin Kahtânî adıyla remzedilen halife döneminde sonlandırılacağı ortaya çıkmaktadır. Böylece rivayetler İmam Mehdi (as)’ın zuhurundan son halifenin vefatına kadar genelde 74 dört yıllık bir zaman diliminden bahsetmektedir. Bu zaman zarfı içerisinde İmam Mehdi (as)’ın bakiyesinin Kıt’a (Kara parçası, kıta veya Kat’i) adı verilen ve denizlerin arkasında bulunan bir coğrafyayı fethedecekleri rivayet edilir. Hz. Peygamber (sav) bu coğrafya için binlerce çarşı ve pazarı, binlerce kapısı olan zengin ve müreffeh bir coğrafya tanımını kullanmıştır. Bu coğrafyanın o dönemde gemilerle gidilemeyecek kadar uzaklıkta ve sık denizler ötesinde bir bölge üzerinde olduğunu hadislerden anlamaktayız(15) . Burası büyük deccalin anavatanıdır. Hz. Peygamber (sav) ve Hz. Ömer (ra) arasında geçen meşhur “cessase” hadisinde, Deccal’in memleketi olan bu bölgenin “denizlerin arkasında” büyük bir coğrafya olduğu net bir şekilde izah edilmektedir. Hz. Peygamber (sav), Deccal’in ülkesini Müslümanların rahat bir şekilde ele geçireceklerinden bahsetmektedir. Bu durum da Deccal’in bütün enerjisinin İslam coğrafyasında bitirileceğini ortaya koymaktadır. Artık Deccal’in ülkesi ve askerleri, kendilerini ve ülkelerini koruyamayacak derecede güçten düşmüş olacaklardır.

Sonuçta Süfyânî’nin yakmış olduğu fitne ateşinin Deccal’le yapılacak bir savaşla final yapacağı ortadadır. Suriye olaylarıyla başlayan; Irak, Yemen ve Arap yarımadasını içine alarak yayılan bu fitne ateşinin sona yaklaştığı bu günlerde savaşların farklı bir boyuta taşınarak devam etmesi beklenmektedir. Bu savaşlar neticesinde Afganistan’dan Akdeniz’e kadar büyük bir direniş cephesi ortaya çıkmıştır. Seyyid Hasan Nasrullah’ın ifadesiyle Suriye savaşı sayesinde direniş cephesi; Afganistan, Irak, İran, Suriye ve Yemen’den gelen savaşçılar sayesinde yüz binlerce yeni direnişçi kazanmıştır. Buna karşılık kaybeden bozguna uğrayan ve çil yavrusu gibi dağılan ise Süfyânî’nin habis kiralık katilleri olmuştur. Ortaya çıkan milyonluk direniş orduları artık Süfyânî rejimler için büyük bir korku ve endişe kaynağı haline gelmiştir. Milyonluk direniş ordularının İsrail’in ve Amerikan emperyalizminin gırtlağına yapışması artık an meselesidir. İsrailli analistler artık yaptıkları yorumlarda Lübnan, Suriye ve Irak’ta ortaya çıkan direniş ekseninin yönünü İsrail’e doğru çevirmesinin an meselesi olduğunu ifade etmektedirler. Aynı şekilde Hasan Nasrullah da Suriye coğrafyasında ortaya çıkan direniş ekseninin yönünü İsrail’e doğru çevireceğini ve Filistin topraklarını özgürlüğüne kavuşturmaya Golan’dan başlayacaklarını net bir şekilde ifade etmiştir. İsrail’in yok edilmesi ve Filistin topraklarının bağımsızlığa kavuşturulması azmini, Büyük Şeytan Amerika’nın İsrail’i kurtarmak için ortaya koyacağı çabaları dahi önleyemeyecek, kendisi de İsrail gibi yok olacaktır inşallah.

DİPNOTLAR
(1) Suyutî, Hz. Ali’den rivayet etmiştir.
(2) Suyuti, Naim b. Hammad vasıtasıyla Ka’b’dan rivayet etmiştir.
(3) Hatip, Müttefek ve Müfterek’inde Ebu Hureyre’den rivayet etmiştir. Bu hadis Haçlı Seferleri sırasında ortaya çıkmış da olabilir. Amik ovasında Müslümanlar Haçlılarla çok büyük savaşlar gerçekleştirmişlerdir.
(4) Bayrakların her biri bir ülkeyi temsil etmektedir. Süfyânî ve Deccal’in safında yedi ülkenin; İmam Mehdi (as)’ın safında ise üç ülkenin bulunacağını anlıyoruz.
(5) Suyuti bu hadisin Naim b. Hammad ve Hâkim tarafından sahih olarak Hz. Ali’den rivayet ettiklerini söylemektedir.
(6) Ahmed b. Hanbel, Muslim, İbni Cüreyr ve İbni Hıbban, Cabir b. Abdullah’dan rivayet etmişlerdir.
(7) Suyutî, Naim b. Hammad vasıtasıyla Hz. Ali’den nakletmiştir.
(8) Mesela Suyuti, Naim b. Hammad vasıtasıyla Dinar b. Dinar, Ertah ve Hz. Ali’den rivayet etmiştir.
(9) Taberanî, Abdullah b. Selam’dan tahric etmiştir.
(10) Naim b. Hammad, Abdullah b. Amr’dan rivayet etmiştir.
(11) Usub sözcüğü Allah Resulu’nun hadislerinde Süfyânî fitnesine karşı Irak toprakları üzerinde toplanan gönüllü birlikleri ifade etmek için kullanılmış olması da çok ilginçtir. Emiru’l-Usub ile bu gönüllü birliklerin başında bulunan kişi kastedilmiş olabilir.
(12) Tabarani Kebir’inde, İbni Münde Ebu Naim, İbni Asakir, Kays b. Cabir’den rivayet etmişlerdir. Ayrıca Naim b. Hammad, Kays b. Cabir’den rivayet etmiştir.
(13) Naim b. Hammad’ın; ibn Amir, Süleyman b. İsa ve Zühri’den tahric ettiği hadisler.
(14) Hilafetine karşı çıkacak olan Mahzumî adında yalancı bir halifeyle savaşacağı ve onu alt edeceği de aynı rivayetlerde anlatılmaktadır.
(15) Suyutî, İmam Ali (as)’dan nakletmiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. muhammed hüseyin dedi ki:

    allah razı olsun yazınız çok önemli bilgiler içeriyor ve ruha rahatlık veryor. insanın gaflette olmaması gerektiğini zamanın su gibi aktığını ,bu zamanda gaflette olmanın akıl karı olmadığını gün gibi gözler önüne sermekte. allah cümle mü’minlerin basiret ve ferasetini arttırsın ve gerçeği yakinen görüp ona hizmet edebilmeyi nasip etsin inşaallah. (not:hadislerin hangi kaynak kitaplarda geçtiği ve rivayet edenlerin kitap isimleri ile birlikte yazılsaydı bazı kişiler için daha faydalı olabilirdi kanaatindeyiz)

BİR YORUM YAZ